Askere gittiğimde sabah namazını bütün askerlerle birlikte cemaatle kıldığımı hayal ediyorum, hem de en yüksek rütbeli komutanımız namazı kıldırıyor, sabahın ayazında hepimiz abdest alıyoruz…...
sevgili fatih kaşçıoğlu... bazen bir öykü okuyorum rasim özdenören’den ya da bir şiir zarifoğlu’ndan, kitabı kapatıp koşmak istiyorum istanbul’un öbür ucuna kadar, sonra geri dön...
adım mavi denizler kaçkını şehrin sığ sularına mülteci az da olsa peygamber hüznü soyadım mezarların üşengeç sarmaşığı esmeyişi artık dağların babam var olmadığına yandığım yok olmasın diye yakardığım bilir de sakız ağacını anlatamaz...
aslanlar gibi yanıldım, yani yaşadım, yani sağlam bir senaryo gibi sağlam bir ölümdü yaşadığım ve çok yavaş gelişen bir intihardı elbette, siz bunu çakmadınız bile,...
Bilmenin yeterli olmadığını, harekete geçmenin elzem olduğunu öğrenmiş oldum. Aslında bu öğrendiğim şeyi bilmem kaçıncı kez öğrendim… Lakin harekete geçmediğim için sürekli aynı şeyleri...
Sardunya kelimesine bayılıyorum. Sarmaşığa da.. Ve sarma yemeğini çok seviyorum.. Ama ben sarmaşık diye sevgilimin kollarını bilirim. Köklerin damar gibi toprakta ilerlemesi gibidir. Söyleyin...
Memnun değiliz kendimizden. Hepimiz birbirimizi eleştirmekte, kelimeleri tüketircesine mahiriz. Mutlu değiliz. Cami kürsüsünden mi dersin, radyo programından mı yoksa bir fikri makaleden mi istersin,...
insan bazen içinin sesini dinler sadece, niye yaptığını bilemeden yola çıkar, yol onu sürükler hedefe doğru, insan birden bilinçaltının alıp getirdiği mekanda bulur kendini, kendini...
selamun aleykum::xsidaıdth dirilmeliyiz"""" nwmgdfkösalQĞW4RTM QIFF0M9 BÖYLE başlıyordu dâhinin yazısı… yani salağın.. sonra saçma sapan kelimelerle, anlamını...
Herkesin sorup sorup da yorulduğu, bir daha sormamak üzere meçhul bir yöne doğru gidip kaybolduğu, ah o sorular… Bir kez daha sorulsa, bu kez de...
Geçenlerde ilk kez Brüksel Lahanası yedim. Bütün bütün ağza alınıp yeniyordu. Fırın yolculuğunda kendisine taze et ve nefis patates eşlik etmişti. Güzel olmuştu, yengemin eline...
Mürekkep beyaz bir kâğıda “seni seviyorum” yazdı. Beyaz kâğıt utandı elbette… Mürekkepli kalem, ceketimin içinde, göğsümün sıcaklığında biriktirdiği iç yangınını, hemen serinletmek istiyordu. Uçarı...
Efendim, çağımız “hızlı yaşama-hemen unutma çağı…” İnsanımız kim olduğunu hemen unutabilir, dün yediği kazığı bu gün yine yiyebilir. “Tarih tekrardan ibarettir” denilmiş zaten ama bu...
GİTME KELİMESİ İçinde bir çalkantı varsa, bil ki, dalgaların bir ucu benim içimde çarpıyor. Gözlerinde bir yakalama çabası, ellerin bir şeyler peşinde, senin...
Şöyle bir bakıyorum da denemelere şiirlere, hep ayrılıp giden karşı taraf oluyor, yıkılansa biz. Terk eden, acılar içinde bırakan o oluyor, gözyaşlarına batansa biz. Sevgimizi...
Neden hep hüzün var mısralarda? Yerden göğe, ergenlikten bitmişliğe kadar, hüzün yüzlerde fotoğraf karelerinde… Hem sevilen, gitmesi de istenmeyen. Kalemin ucundan damlayan ya da damlamayan...
Bir İnsan daha yolcu… Yolcu dediysem, ölüme değil hayata… Şu an dünyanın değişik yerlerinde olduğu gibi o da her şeyden habersiz, ama sanki her şeyi...
Sen konfetilerin altında mutlu musun şimdi?... Işıkların dansı bir yerimizden çıkıp bir tur...
hoş geldin ey sevgili ay !.. umutsuzların umut dağıtanların karamsarların gönlü yıkıkların kalbi kırıkların günahkârların bütün müslümanların gayrimüslim istanbulluların, balıkçıların, onlara nasihat veren...
I. Seni temize çekmek istiyordum, hepsi bu… Ötede beride dağınık çöp yığınları gibi anlamsızca duran sevecenliklerin vardı senin. Yolumuzu aydınlatan rollerin oluyor; fakat...
İnsanlardan evvel kavramlar savaşırmış. Önce kavramlarımız esir alındı. Tecavüz edildi kelimelerimize… “Filistin bir sınav kâğıdı elimizde…” Boş mu vereceğiz onu Tanrımıza… ...
Durmak yok. Kelimeler çok. Hangisini alsam ele, huzur hangisinde? Bir cümleyi özenle büyütüyorum, her kelimesine ayrı bir önem atfederek. Durmak yok. Bir elde...
Fatih Kaşçıoğlu bizim mahallede oturur. Eskiden dedesinin elinden tutup geldiği camiye artık cumadan cumaya uğrar oldu. İnternette oynadığı uzay oyununda adı...
Bir şeyleri ciddiye almak gerekiyor mu gerçekten. Hayat hep boş vererek nereye kadar?.. Hep boş vererek, alay ederek, mangal partileri düzenleyerek, armut piş ağzıma düş...